Sayfalar

1 Ekim 2013 Salı

Kupa Beyi; Roberto Mancini

Galatasaray'ın yeni teknik direktörü Mancini'ye biraz yakından tanıyalım..


Mancini'de sona doğru...

Yönetimi ile Fatih Terim arasında aslında hep olan ama son yaşananlarla dayanılmaz hale gelen sorunlardan başlayacak olursak sonu gelmez herhalde, o yüzden bu konulara hiç girmiyorum. Yaşanan ayrılıktan sonra yönetim arayışlarını hızlandırdı. Başkan Aysal'ın kafasında iki hoca adayı vardı. Biri Marcelo Bielsa, diğeri Roberto Mancini. İki hoca adayı ile de görüşülüp, fikirleri alındı Bielsa orta vadede, Mancini ise kısa vadede başarıyı vaadettiği için İtalyan'dan yana tercih yapıldı. 

48 yaşındaki futbol adamının, teknik direktörlük geçmişinin yanında saygıya değer bir futbolculuk geçmişi de var. Detaylı analize geçmeden önce kısa bir şekilde Mancini'yi tanıyalım. 

24 Kasım 1964 doğumlu Roberto Mancini, İtaya'da Lesi'de dünyaya geldi. Tutkuyla bağlandığı futbol topunun peşinden sürekli koştu. Yetenekleriyle sivrilmesi uzun sürmedi ve bölgesinin amatör takımlarından Aurora Calcio'ya seçildi. Her zaman disiplinli ve çok çalışkan yapısıyla dikkat çekti. Belki de bu yapısı onun Sampdoria'da efsane mertebesine çıktığı yılların hazırlayıcısı olmuştu. 1981'de henüz 17 yaşındayken formasını giymeye başladığı Bologna'da kısa sürede göze batan ve bir sene sonra 2.2 milyon dolar karşılığı Sampdoria'nın yolunu tutan Mancini, 1997 senesine kadar Sampdoria'nın en önemli parçalarından biri oldu. 

Sampdoria günlerini Juan Sebastian Veron bir rakip gözüyle şu şekilde değerlendirmişti; "Roberto asla kolay biri değil. O komple bir insan ve futbolcu". Gerçekten de liderlik özellikleri öne çıkan bir oyuncuydu. Her zaman sağlamlıktan yanaydı ve garanticiydi. Kariyerindeki bir diğer önemli insan olan teknik direktörü Svan Göran Eriksson, Roberto için; "Mancini'yi Lazio'ya yanımda ben getirmiştim. Futbolcuyken bile teknik direktör olmak istiyordu. O takımın her şeyiydi. Sampdoria'da iken antrenman öncesi her şeyin tamam olduğunu mutlaka kontrol ederdi. Bazen bu huyundan vazgeçmesini söylerdim ancak o böyle olmayı seviyordu"
Leicester City'de futbol yaşantısını noktalayan İtalyan, hayalini kurduğu teknik direktörlüğe nihayet adım atma şansını yakalamıştı.
Kulübeye geçişi ile hayallerini de gerçekleştirmiş oldu. Roberto Mancini, ilk antrenörlük görevine 2001-02 sezonunda ilginç bir tesadüfle Fiorentina'da yaptı. Tesadüf o ki, o dönem Fiorentina başkanı Cecchi Gori ile anlaşmazlığa düşüp ayrılan Fatih Terim'in yerine göreve gelmiş ve takıma İtalya Kupası'nı kazandırmıştı. Futbolculuğunda oyun kurucu ve ikinci forvet olarak nam salmasına karşın teknik adamlık döneminde çalıştırdığı takımlar daha çok savunmalarının sağlamlığı ile ön plana çıkacaktı.
Mayıs 2002'de, İtalya'da son kez oynadığı kulüp olan Lazio'ya, teknik direktör oldu. Buradaki macerasında yedek kulübesine iyiden iyiye alışan Mancini, disiplinli yapısından taviz vermiyordu. Antrenmanlarda futbolcuların adeta pestilini çıkartıyor ve birçok konuda çok titiz davranıyordu. Bu karakteri ona başarı olarak geri dönmüş ve ilk sezonunda UEFA Kupası'nda yarı final getirmişti. Bir sezon sonra İtalya Kupası'nı da kazansa da ligde önce dördüncülük ardından gelen altıncılık işleri sarpa sardırmıştı. Tabi bunda Inter iddialarının kafa karışıklığının da etkisi yok değildi. Zaten kısa bir süre sonra da zaten Milano'nun yolunu tuttu.
Roberto Mancini her ne kadar ilk kez Inter çapında bir kulübün bünyesinde yer alacaksa da takım 1989'dan beri kupa kaldıramamıştı. Hatta Juventus ve Milan'ın da ciddi anlamda gölgesindeydi. Lazio'da futbolcuyken bitirdiği 26 yıllık şampiyonluk hasretini, Inter'de de tekrar edecek ve 15 yıldır kupa kazandıramayan takıma İtalya Kupası'nı armağan edecekti. Bu kupayla beraber 3 yıllık hocalık kariyerinde, üçüncü İtalya Kupası'nı kazanmış oldu. Her ne kadar ezeli rakip Milan'a elenseler de Şampiyonlar Ligi'nde ulaşılan çeyrek final de deneyimsiz sayılacak bir teknik adam için fena bir başarı değildi. İtalya'da Şike olayları patlak vermeden önce İtalya Süper Kupası ve İtalya Kupası'nı kazandı. Yani herkesin yorumlarında söylediği, "Şike skandalı nedeniyle şampiyon oldu" önermesi aslında biraz haksızlık. Zira Mancini kupa kazanmaya alışkın bir teknik adam. Şike skandalı yaşandıktan sonra performansını arttırması gayet doğaldı. Serie A'da üç sezon art arda şampiyonluk yaşadı. Fakat Avrupa'da işler yolunda gitmiyordu. Inter'in başında Şampiyonlar Ligi serüvenlerinin başarısız geçmesi başkan Moratti'yi rahatsız etmişti. Takım, Serie A'da ipi göğüslüyordu ama Avrupa'da pek varlık gösteremiyordu. Moratti, Şampiyonlar Ligi rüyası için Jose Mourinho'yu kafaya takmıştı. Bu da Mancini'ye ayrılık kapısını açtı. Mayıs 2008'den Ekim 2009'a kadar işsiz geçen sürede ne Chelsea ne de Notts County  teklifleri ilgisini çekmedi. Taa ki Manchester City'den teklif gelene kadar.
City'de kulüp patronları tarafından yetersiz bulunan Mark Hughes'un boşluğunu kapatmak için Roberto Mancini adı öne çıktı. 19 Aralık 2009'da yani sezon ortasında aldığı göreve hemen uyum sağlayan İtalyan menajer, bir proje takımına sahip olmuştu. Takıntılı ve titiz tavrı yine hortlamıştı. İlk Manchester derbisinden 2-1 galip ayrılan Mancini, sezonu beşinci kapatmıştı. Her ne kadar Şampiyonlar Ligi dışında kalmak bazı homurtuları doğursa da patronlar ona destek çıktı. Zaten Mancini de adım adım gitmek istiyordu. Planlamanın sonunda da Şampiyonlar Ligi şampiyonluğu vardı.
2010-11 sezonunda 74 milyon euro'luk bir transfer harcaması ile sezona başladı. Yaya Toure, Kolarov, David Silva ve Jerone Boateng gibi isimler yeni bir iskelet oluşturuyordu. İlk üç aylık periyotta oynattığı futbol ve sonuçlar tatmin etmemişti. Neyse ki Christmas döneminde takım toparlandı ve liderliğe kadar yükseldi. UEFA Avrupa Ligi'nde de son 32'ye kalan takım, FA Cup'da da yoluna devam ediyordu. İşler iyi giderken Dinamo Kiev önünde yaşanan Avrupa hüsranı yerini FA Kupası yarı finalinde sevince bıraktı. Manchester derbisinden yine mutlu ayrılan City, finalde de 148 yıl sonra finale çıkan Stoke City'i 1-0 yenerek, kupanın sahibi oldu. İngiltere'de ilk kupasını kazanan Mancini her gittiği takımda muhakkak kupa kazanmaya bu şekilde devam etmiş oldu. 
Bir sonraki sezon takıma Sergio Aguero ve Samir Nasri'yi kattı, bu yılın esas bombası ise Old Trafford'da düşecekti. 1955'ten sonra ezeli rakibini ilk kez hem de deplasmanda 6-1 yenen takım, taraftarlarını şampiyonluk havasına soktu. Mancini'nin planı saat gibi işliyordu. İngiltere'ye adım attığından beri Manchester derbilerinde ezici bir üstünlük kurmuştu. Bu durum şehirdeki havayı değiştirmiş ve mavilerin çoğalmasına neden olmuştu. Dzeko, Aguero, Nasri, David Silva, Tevez ve Balotelli'den oluşan hücum hattı büyük bir güç gibi dursa da Tevez'in Manchester şehrinden ayrılmak istemesiyle yaşadığı ciddi sorun, Balotelli'nin disiplinsiz tavırları gibi faktörler planda bazı aksamalara neden oldu. Şampiyonluk düğümü ise son maçta son saniyede çözüldü. QPR karşısında 1-2'den gelerek, son saniye golüyle alınan 3-2'lik galibiyet ve 44 yıl sonra gelen şampiyonluk 100 yıl sonra bile anlatılacak bir anı olarak belleklere kazındı. 
PL Şampiyonluğunun ardından bu sefer hedefler Şampiyonlar Ligi idi. Fakat gerçek anlamda "ölüm grubu" diye anılacak olan bir gruba düşmüşlerdi. Real Madrid,Ajax ve Dortmund'un yer aldığı grubu, sadece 3 puanla ve galibiyet almadan bitirmeleri içerde huzursuzluk başlatmıştı. Bu sorun Mancini'yi epey yordu. Ancak Ekim 2012'de yaptığı açıklamada; "Şampiyonlar Ligi'ni kazanan bir teknik adam olacağım" diyordu. 

Mancini teknik direktörlük yaptığı 10 yılda toplam 12 kupa kazandı. Mancini için en önemli soru işareti, zor ve yorucu antrenman metodları. Galatasaray'ın nispeten yaşlı kadrosu bu antrenmanlara nasıl yepki vereceği muamma. Çok titiz ve takıntılı karakteri de bu konuda katı olmasına yol açıyor. İngiltere'de konu olan bu duruma dikkat edilmeli. Ayrıca oyuncularıyla bazı dönemlerde inişleri çıkışları olabiliyor akıllarda Tevez ve Balotelli ile yaşadığı anlaşmazlıklar var. Formasyon olarak İtalya'da her ne kadar 4-4-2 ile çıktığı maçlar olsa da son dönemde genelde 4-2-3-1'i tercih ediyor. Takımı hücuma çıkan bekler, iki çakılı orta saha, önde üçlü hareketli kanatlar ve tek bir forvetten oluşuyor.
Roberto Mancini, Galatasaray kadrosunu geçmiş döneme göre daha doğru şekilde kullanılabilir. Yaratıcı oyuncuların azlığı sıkıntı olacağını düşünmemiz normal kaçabilir ama, Mancini tam tersi bir şekilde, Manchester City örneğinde olduğu gibi bazı oyuncuları ihya da edebilir. Sistemine sadık katı futbol anlayışında özellikle Felipe Melo'nun sırıtmayacağını düşünüyorum. Kolarov-Clichy örneğine bakarak defansif solbeklerden çok hücumcu solbekleri sevdiği söylenebilir, bu yüzden Hakan Balta kısmının değişebileceği öngörülebilir. Yeni Nastasic Semih Kaya mı olur Dany mi bilinmez ama Kompany ayarında sağlam ve yırtıcı bir savunmacıya ihtiyaç var zira Chedjou lig başından beri iyi sinyaller vermiyor. Bu nedenle stoper konusu muamma. Akıllardaki bir diğer soru Selçuk İnan ve Burak Yılmaz'nın gelecekleri. Bir de tabiki Bruma'nın nasıl bir gelişim göstereceği. Mancini'nin 2007-08 sezonunda Inter'de, takımın emektarları Figo ve Zanetti ile nasıl anlaştığını biliyoruz. Muhtemelen Selçuk ile de iyi geçinecek ve performansını arttıracaktır. Balotelli'ye bile uzun süre sabreden Roberto Mancini, Bruma'ya da gereken zamanı tanıyacaktır. 

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder